Part I Melek
Durumum neydi bilmezken çıkan bir güneş ışığı.Asla bitmemiştiki umutlarım.Karınca deliğindeki bir ekmek parçası kadar bile olsa, benim bir umudum vardı.Gerçi, o ekmek parçası karıncanın heryıl taşıdığı umut kadardı ama , olmaz , karınca değilim ben.Düşüncelerini tutamıyormusun? Ortak noktalarımız fazla öyle değilmi? Kanatların bana çarpıyor meleğim , evet ; meleksin bana göre....
Evet bir melek ; herkes kendisininkine öyle der değil mi? Ne kadar mükemmel olduğunu ya da neden mükemmel olduğunu anlatacak durumda değilim ; sadece duygularımı esir aldı desem yeter.
Bakışlar , bakışları , havada uçuşan sözcükleri , benim zindanım , sadece yanıma gelip elimi tut , herşey daha güzel olucak demesi , benim zindanım , hayat melodimin üstüne yazılan şarkı sözleri , zindanımı neşelendiren kayıplar ; hayatın tadı ,tuzu...
Motosikletle giden mutlu çiftin ölümü , üstüne söylenen söz , adalet herşey için.Hayatın yazdığı prologlar , sinirler , sözcükler , gözyaşları , hayaller , kararlar , kararsızlıklar... ve melodimin devamı;
Giden bir gemi ; arkasından el sallayan ben , " hoşçakalın , kendinize iyi bakın.."
Arkama döndüm ; boş... boş bir kağıt , boş bir ...boş bir "ben".
Duraksıyorum , tavana bakıyorum , sonra, çeviriyorum kafamı ,aynaya bakıyorum.
Çirkin, oldukça çirkin ben.Hayır, aslında güzel olduğumu düşünenler yok değil.
Ama dıştan bahsetmiyorum ben ; düşüncelerim,hayallerim çirkin benim. Onlar benim,
onlar benim katillerim. Benliklerim.
Düşünen bir bitki, ağlayıp konuşan bir hayvan, yeri koklayan insan , terbiyesiz papa,
buz tutmuş ateş , bütün gün ses çıkarmayan cami , garip çelişkiler ; benim çelişkilerimin denklemleri...
Devam etmeyeceğim , hayır konuşmaya değil.Düşünmeye.Düşünmeden konuşacağım. Yüzsüz bir biçimde; yüzsüzce. Dudaklarımı ıslatıp konuştuğumda çok kişi dinliyor mu? Orada mısınız ? Kiminle konuşuyorum? Bunu okuyan olacak mı yoksa sadece kendi benliğime sığdırdığım laflar mı bunlar? Benim kişiliğim...o benim...bu benim...
Parmakları buz tutmuş yazamayan yazarım ben ; düşünmeden yüzsüzce yazan , kendini beğenmiş kibirli ve kaybeden.
Beni kurtarmaya uğraşan var mı? Söz veriyorum teşekkür bile etmeyeceğim.Hadi kurtarsın beni bu kibirimden , olmayacak , meleğim..neredesin?Yüzsüzce dolanıyorum burada , hadi kurtar beni? Olmayacak değil mi , meleksin ama öyle değil mi?
O ; işte herşey bunun hakkında diye bağırırken insanların tıkış tıkış doldurduğu meydanda,
sen ne düşünüyordun o sırada ? Beni mi? Hayatın anlamsızlığı mı? Onun gevelediği sözler , insanların" Evet!!! Bu!!!" diye bağırışları mı? Ülkenin ne durumda olduğunu mu?
Nasıl kurtulacağını mı? Yüzsüzlüğün anlamını mı?
Konuşmayacak mısın meleğim...biricik sevgilim..konuşmayacaksın öyle değilmi? Hatta okumayacaksın bile bu sözlerimi , öyle değil mi?
Uzun bir bir binanın en tepesinden atlayacak bir deli.Benim arkadaşım. Yıllanmış kardeşlik, yıllanmış bir şarap kadar tatlı ve değerli, "paha biçilemez biri" , intihar etti. Yıldızım şimdi , deli bir yıldız , kayıyor , sonra duruyor.Ve yok oluyor! Kayan yıldızlar kadar uçkun bir beynim , insanların suratına bile bakamayacak kadar yüzsüz düşüncelerim , şımarık benliğim... meleğim...ben... delirmek üzereyim.
Part II An
Güneş Doğuyor.Bedenim yeni sevişmiş çiftlerin yaşadığı yorgun ve tatminlik düzeyindeki bir yorgunluk ve acının yarattığı tatminlikle kıvrılmış bir biçimde ve ben , yüzyıllarca çekilmiş acının yarattığı berraklıkla oturuyorum. Bazen elim yüzüme gidiyor. Aradığım ancak bulamadığım şefkatı gösteriyorum kendime. Sonra kapatıyorum gözlerimi , kısa bir süre önce .. ne kadar güzeldi.
Dışarı da ağaçların hışırtılarını duyuyorum , bir kaç saat önce çağırmışlardı karanlığı . Yıldızların altında dans etmişti ağaçların ruhları. Şimdi saklanma vakti. Güneş doğuyor , kaçıyor ağaç ruhları.Bu görüntüleri izlemek büyük bir zevk cam kenarında. Arka bahçemde yapılan gecenin dans festivali , rüzgarın yarattığı müzikle şenlenmiş gece coşkusunu yaşıyor.Ancak şimdi güneş doğuyor. Herkes saklanma yerine dönüyor. Bitti..
Bugün çikolata yedim.Tam tamına 3 saniye mutlu oldum onun ardından. Sonra geçti.O da bitti.Bana hasta diyorlar , bana neden hasta diyorlar? Beni kapatıyorlar.. neden kapatıyorlar? Tavanımın rengi ilginç , duvarlarımdaki posterleri seviyorum , ilaçları sevmiyorum..yalnızlığı sevmiyorum.Ateşi seviyorum. Suyu sevmiyorum..Sevip sevmediğim o kadar çok şey var ki. Düşünüyorum da yaşıyorum sanırım.
Herkes hasta ben normalim , bir şey olursa herkes bana rezil olur , dünyanın merkezi benim , güneş benim etrafımda dönüyor tüm gezegenler benim etrafımda dönüyor ve ben sırt ağrılarımla uğraşıyorum.
Çok güzel resim çizerim , ne çizdiğimi kimse anlamaz ama ben bilirim neyi çizdiğimi .. Çok güzel hikaye de yazarım . Muhtemelen konuyu kimse anlamaz ama ben bilirim o hikayeyi , geçmişini .. geleceğini.. hikaye benim değil mi? ne gerek var başkasının bilmesine.
İlginç olan şey şu , eğer ceset isen yürümenin ne anlamı var? Düşüncesi olmayan adam nedir ? Niye insanlar ne için , neden ve nasıl yaşadıklarını anlamaz. Ehh banane diyorum sonra.. Ben zevklerimin emirlerini yerine getirmek zorunda olan bir köleyim. İşte kendini sevmek ve kendinden nefret etmenin yarattığı karışım.
Şimdi ayaklarımı uzatıp meyva suyumu içicem ve sonra da uyicam. Hayat böyle bir şey...
Part III İnsan
Saat 05.30 civarları.. Kargaların her sabah yaptığı kontrol sistemini dinlemekteyim aslında. Her alanda 4 kez gaklıyor hayvancıklar. İnsanlar gibi biraz. Ama onlarınki kesinlikle daha kusursuz. Çünkü onlarda bir şey olduğunda tüm kargalar harekete geçip problemi çözüyor. Ancak insanlar umursamadan devam ediyor.Yani bilgi manyakları biraz.. Bilgi alayım yeter..
Eh ben de öyle değil miyim? Şurda burda şu bu sorunlar varmış. eee? yani? banane? Ayaklarımı uzatabileceğim çöp kutum bilgisayar masamın altında dursun yeter. Ben ekranıma aptal aptal bakıp gözlerimi bozmak istiyorum. Benim işim problem çözmek değil çıkartmak. Çoğu insan çözümün bir parçası olmak isterken problemin bir parçası olurlar. Ben ise üşengeç olmak istiyorum. Tembelliğimin payını problem çıkarmaya çalışmamaktan problem çıkarmayla ödemek istiyorum. O derece tembelim.
Ama çalışkan olsam ne yazar ki öyle değil mi? Sonuçta bir gün ölücez hepimiz. Amaç hatırlanmak değil miydi? Anıların yaşadığı süre senin ruhunun hatırlandığı süre varolmaya devam ettiğin süre değil miydi? İntahar edenler ise yaşamı sonlandırmak istemiyorlar mıydı? Çıkaracağımız sonuç Bir hiç değil miydi? Boşversene o zaman ben ayaklarımı uzatmak istiyorum..
Belki ara sıra zevk verici etmenler yapmak güzel evet.Yemek yemek , kavga etmek , barışmak , sonra yine kavga etmek , incelemek , tuvalete gitmek falan. Güzel şeyler bunlar. Başka? Arkadaşlardı dostlardı aileydi... Başka?abi ne başkası ya hayatı saydın daha ne istiyorsun?
Bizim denklemimiz bu değilse zaten ne diye kasıyoruz ki? Daha iyi yaşamışsın daha kötü yaşamışsın ne farkeder?(iyi kötü görecelidir o zaman neye göre kime göre iyi veya kötü?)
Anlamadınızsa? Mesela bana göre timsahlar çok cici varlıklar. Ama oralardan geçen antiloplara göre çok kötü varlıklar. yiyolar seni falan. e yesin nolcakki nasıl olsa ölüyosun günün birinde falan..
İçim kıpır kıpır oluyor bu yiyor lafını duyunca. Birilerini yemek , kuzu yemek.. kanlı kanlı yiyin madem çok güzelse.. En doğalı da bu değil midir? Eskiden fırın mı varmış peeh.. ocak mı? o da neymiş.. Kanlı kanlı yiyeceksin bir insanı Doğada da böyle yapmıyor mu o hayvancıklar?
Eh demek ki insan yemek güzel bir şey demekki iyi. Ama normal açıdan (normal açı? kime göre normal neye göre normal di mi?) kötü bir şey elbette.
iyice saçmalamaya başladı bu demeyin bi okuyun
hayatta çok şey olabilir. Amaç onları çözerken kendini kaptırmamak ve bir yandan eğlenmeye bakmak. ben de salak değilim sorunlarım var çözüyorum ama eğlenmesini de bilmek gerek ki hayat sıkıcı olmasın.. Hadi i kiss you.
Part IV Çift (Kişilik)
O kadar üzgünüm ki..O kadar üzgünüm ki...Yaşanılan anılar.. Yaşadığımız anılar.. Olanlar .. Hissettiklerimiz... Gerisi bomboş bir hikayenin başlangıcı gibi. Yani yaşam gibi... Üzgünüm.. Öyle üzgünüm ki..
Yaşadığımız onca anı , yaşanılan bütün saniyeler ve gözyaşları .. Uyum içinde olan müzik armonileri gibi bilinmez ve sonsuz. Hislerim belirsiz belki , çünkü isimlendirilmemiş , bir kalıba sokulmamış .. Sonsuz derinlikle .. Sonsuz büyüklükte..
Umutsuzum.. O kadar umutsuzum ki yaşamın gelecek olan her bir anısının bende yaratacağı o deprem hissi , o sarsıntısı zedeliyor beynimi her an .. O kadar hızlı koşuyorum ki bilinmezliğe , o kadar görünmez kılıyorum ki kendimi kendimden göremiyorum duygularımı.. Umutsuzum kendime.. Kayıbım. Ben kalbimde kayıbım kendime.. O kadar umutsuzum ki bulutların renksizliğine bile ağlıyorum..
Mehtaplar unutulmazdır derler . Mükemmel aşığın gülümseyişi kadar unutulmazdır.Denizin üstünde dans eden ay yakamozu gibi , sonsuz sevginin kalbe yaptığı etki gibi ... Ancak ben unutkan oldum zamanla.. Solmuş bir gül gibi , son yapraklarını dökmüş bir meşe gibi.. Gökyüzüne bakıp durur oldum...
Kim kimdir bilinmez dünyada , kayboldum. Evimin , semtimin , kalbimin nerede olduğunu bulamaz oldum. Ruhumun derinliklerinde bir labirentte kaybolur durur oldum. Gelen her darbenin verdiği yok olma duygusunun kendisi oldum. Ruhum , beynim ve kalbim ... Kendimden bambaşka bir ayrı oldum..Ben ; kayboldum
Çocukları hatırlarım oyun oynarken , saf temiz ve düşüncesiz çocukları. Çocukluğum , mutluluğum .. geride kaldı saflığımla. Masumluk benden uzak , masumluk bana kızgın.. Masum kişi uzakta..Kendimden bir ayrı oldum. Düşüncesiz bir serserinin iç dünyası kadar kara , zalim oldum. Açık ve acımasız oldum. Ciddiliğin dalga boyutunda gezinir oldum. Alay ettim hayatla , kendimde.. Ben herşeyi kayıp ; yalnızca varolan biri oldum.
Ancak ;
Gülümsedim . İnsanlara , varolan her yaratığa gülümsedim . Tıpkı 4 yaşında küçük bir kızın yavru bir kedi gördüğünde gülümsediği gibi gülümsedim hayata. Kayboldum , umutsuzdum mutsuzdum belki de bilmiyordum hayatı ancak ; gülümsedim daima.. İster ölümün karası olsun ister karanlığın efendisi .. karşımdaki her kim ise gülümser oldum.
Kahkahalar kulaklarımda çınlanır , kahkahalar beynimde çınlanır , kahkahalar işler içime . Kahkahalar ve altındaki göz yaşları.. Ben buna kendimi sabitlemiş oldum. Baktım karşımdakilere , baktım gözlerine.. Her birine gülümser oldum...
Part V Kralların Yorgunluğu
Yorgunluk. En sonunda yorgunluk. Hizmet ettiğim onca insan ve onca durumdan sonra , kendime kaldığım , başkalarına harcadığım yorgunluk. Gülümsemek zor oldu artık , eskisi gibi değil.Verdiğim savaşı bir ben , bir de ruhum bilir. Artık , günü yaşamanın vaktidir dediğim her an geçmişime döndüğümde bana harcattığı enerji , bilinmeyenin korkusundan da zor bir korku , madencinin yaşadığından büyük bir yorgunluk.
Ne şanslıdır unutkanlar , zamanın tehlikesini bilmezler. Ve ne şanslıdır unutkanlar , zamanın çizgilerini görmezler.
Ancak Krallar tahtta oturabilirmiş , çünkü ancak onların tembel götleri sığarmış tahta. Ya da onun gibi bir şey... Tahtın yüzünü görmek isteyen de yok sanırım. Bu gidişle ne kendi hayatımın , ne de krallığımın tahtına oturabilirim zaten.
Uzun bir yolculuk , ardından uzun bir hikaye . Bitmeden , yeni bir yolculuk , yine bitmeden , yeni bir hikaye. Geçmişe döndüğünde , her zaman korkunç son ile karşılaşırsın. İşte o zaman , yanında yatan kişi hayatının aşkı da olsa , arkana aldığın kardeşin de olsa , dünyadaki en yalnız kişi sensindir. Bunu biliyorum , bunu yaşıyorum. Ve iki yüzlülüğün geldiğinde , yanında yatan insanı uyurken bıçakladığında , hissettiğin tek duygu yorgunluk olur. Bıkmışsındır zaten artık.
Çekip gitmek istersin , geride bıraktığın insanlara üzülürsün. Kalmak , düzen kurmak istersin , gözün ormanlarda olur. Kalbini bırakıp gitmek istersen .. bahsetmek bile istemiyorum. İnsanlara karşı hem melek , hem şeytan olmak gerekir. Buna gücün yetmez artık. Aynaya baktığında , tanrı çakması küçük kurban görmek istemezsin. İpin ucunda sallanan bir kuklaya benzetmek istersin kendini (herkes gibi) ; tabi ki , gururun yetmez. Artık , ironilerin karanlığı , seni sürüklemeye başlamıştır.
Bazen , düşünüyorum da , keşke hayat , basit te güzel olsa.
Olmaz.Gururun yetmez buna . Beynini çalıştırıp zorlaştırırsın herşeyi. İnsanın doğal hali ; ego , izin vermez buna. Kendini kanıtlamak , zeka parıltısını saçmak ve kendini beğenmek için saçma sapan şeyler bulmak ister. İnsan deyince artık zaten , kimin midesi bulanmıyor ki.
Artık , hayal kurmuyorum. Gülümsemiyorum .Dostlarımı , görmüyorum. Ailemi , parçaladım bile. Bağlı olduğum herşeyi ; artık görmek istemiyorum. Uzaklaşmak , istemiyorum.Öğrenmek , istemiyorum. Yaşamak istemiyorum ; Ölmek te istemiyorum. İster istemez ölümün yaşamı siktiği bir dünyada , tembel dahi olmak istemiyorum. Ben , bir kedi olmak istiyorum. Yemeği önünde , yorganı üstünde.
Part VI ÖFKE
Gördüğüm halisülasyonların hayalini dahi kuramazsın , evet , sana konuşuyorum.Korkunun korkusunu , yaraların acısını , asla benim gibi taşıyamayacaksın kalbinde. Ve göz yaşların , asla toprakta bitmeyecek , çünkü sen , odasında yatağının üzerine kapanıp kendine ağlayanlardansın.
ÖFKELİYİM! bunu , keşke sen de dahil dünyaya gösterebilsem. Ve evet , öfkemin altında saklanan bir de yorgunluğum var ki , hiç sorma. Yorgunluğumun boyutunu tahmin edemiyorken , öfkemin boyutunu düşünmeye bile çalışamazsın. Eğer denersen , kendini bulacağın yer yastıklı/iğneli hapishane köşesi olur. Ellerinden , boynundan ve ayaklarından kelepçelerler seni , işte bu , benim ruhumun bulunduğu durum.Ancak sen , bunu anlayamayacak kadar cılız bir ruha sahipsin. Sen , bunu anlayamayacak kadar küçük bir beyne sahipsin. Nefesin dahi , derimi hızlıca çürütmeye yetecek kadar korkunç...
Kime mi konuşuyorum ? İnsan . İnsana konuşuyorum. Dünyanın yönetimini ele geçirmiş küçük beyaz , düşüncesiz , ruhsuz , beyinsiz , zekasız , maddiyatçı , sevgiden uzak olan insana. Geçmişine her gün bakar ancak , şimdiki zamanında tek bir iz bile yoktur. Her gün yeni bir sayfa açar hayatında , defterin ne kadar kısa olduğunun farkında olmayarak. İnsan , o pis , pasaklı , bencil ve umursamaz yaratık. İşte ona konuşuyorum.
Onbeşbin sene önce dünyada yaşayan ırkları hatırlar gibiyim , geçmişi dünyanın. Bilmez senin kalleş soyun. Orman ırklarının , deniz ırkıyla barış içinde yaşadığı , ejderhaların bölgelerini ilan ettileri , karanlık yaratıkların toprak altına çekildiği , tek kıta zamanları. Bunları bilmezsin sanıyorum ki. En fazla gider , kalıntılarını bulup ve çöpe atarsın. Yaptığın tek araştırma , senin işine yarayacak olandır. Hoş , senin işine yarayacak olan nedir onu bile bilmez senin alçak ırkın. Düşüncesizce , kullanıp atarsın kendini. Hayallerinde yalnızca senin zaafların vardır. Geleceğin yalnızca sana aittir , Sen , kendi kendini bitirmeyi başaran bir tür yaratığa dönüşmüşsün belli ki , geçmişten bir ruhun sana diyecek tek lafı ; "öl" olurdu sanırım.Ve bilmeden , görmeden , kendini bu dünyanın hakimi sandığın sürece "insan!" , sana olan öfkem dinmeyecek.
Part VII Aşk
O , yanımda yatıyor. Bütün güzelliği , bütün çirkinliğiyle aşk. Uykusunda , her kusurlu aşık gibi , uykusunda horluyor , dönüyor , osuruyor , bazen konuşuyor.Bir önceki aşklarını sayıklıyor. Son kavgasını haykırıyor.Ancak baktığında surat ifadesine , gördüğün tek şey masumluk oluyor.
Bir kişinin bilinçaltı bu kadar pislik dolu olurken surat ifadesi nasıl bu kadar masumiyet içerisinde olur. Kimin yalanı , kime gider zaman içerisinde. Ve birbirimizi kandırdığımız yalanlarımız ne kadar süre idare eder mutluluğumuzu. Eninde sonunda , kapanan yaralarımız bize kendilerini hatırlatmazlar mı? O Karanlığın içinde , nefreti görmez miyiz bir daha? İhanet , Nefret , Kin? Gölgelerini hissetmez miyiz en "masum" anımızda bile?
O , yanımda yattığı sürece içimde oluşan huzur , terkettiğinde yerini umutsuzluğa bırakmaz mı? Ve hayat , yeniden , olduğu yerden devam etmez mi umarsızca. Zaman , diyorum , yavaşlamaz mı eski monotonluğuna? Ve sen , bir gün eline alıp birayı , düşünmez misin , ne için varım , ne için yaşıyorum diye? Çünkü düşünmüyorsan , gerçekten yokum. Yanında olmam , sana söylüyorum diğer kişiliğim, öfkeyi aşkla tadamadın diye , olmadığına nereden varıyorsun?
Çünkü , o hep yanındadır , çünkü o hep masum bakıyordur. En çıplak hali bile güzel gelir sana, Yere düştüğünde bile , güçlüdür gözünde. Bu , duygusal bir insanın kafasında yarattığı yalanlar . Ve yine , öfkenin seni ele geçirmesi kadar cazip bir şey kalmaz geriye , o gittiğinde. Ruhunun bütün pislikleriyle bir olur , bir süre nefret eder , sonra yine içine atarsın sessizce.
Ve aşk biter.
Part IIX Kral'ın doğuşu
Bilmediğin bir evde , bilmediğin birinin yanında yaşamaktasın , büyük ruh , büyük efendi. Saldırı altındasın.
Kendi hayatının özellerine , kendi prensiplerine , kendi düşüncelerine saldırıyorsun hiç durmadan. Bilmediğin şey , neden yapıyor olduğun. Saldırgansın, öfkelisin, yorgunsun. Bilmediğin bir ruh hali , içini kaplamış durumda. Sen , bilinmeyenlerin korkusunda değil , bilinmeyenlerin yorgunluğundasın. Ve bu , geçmeyecek bir yorgunluk türü. İnsanların etrafında , onlara ışık saçmak isterken , ruhunun gri çevresi ile onları pisletiyorsun. Hastalık , içini yiyip bitiriyor. Kaslarını yemekte olan küçük kurtların her birine isim verme zamanı gelecek. Ve o gün , yaşadığın en büyük kafa karışıklığını yaşayacaksın. Sen , buna mahkum bir kralsın.
Bilmediğin bir yaşamda , bilmediğin bir dünyada yaşıyorsun. Yüce kral , kendini tanımıyorsun. İhtiyarlık , bütün kemiklerine işlemiş , titremekten nefes alamayacak hale geldiğinde kendini yerin dibinde bulacaksın. Ölümden değil , kendine olan utancından. Hayat , seni çoktan yemiş olacak.
Ben kim miyim? İster kahin de , ister medyum. İstersen geleceğini tahmin etmeye çalışan bir soytarı. Günü geldiğinde , sen de benim gibi olacaksın. Yorgun , halsiz , aşksız , duygusuz , yalnız etrafına saçtığın düşünceleri düşünmeye çalışan , parasız , fakir , kafir , aşağılık bir soytarı olacaksın. İşte o zaman , başladığın yere geri dönecek , tanımadığın bir evde , bilmediğin birinin yanında yaşamakta olacaksın . Büyük ruh , büyük efendi , yok olacak.
Düşüncesizliğinin bedelini ödeyecek , hayatla tanışacaksın. Şu an henüz doğmamış bedeninden nefret edeceksin. Sen şu an tanrısın. Göklerin kralısın. Gelecekte ise , ismin solucan olacak. İşte bu , zamanın , ölüme ödediği payın , hayatı nasıl siktiğinin öyküsü. İşte bu , gereksizliğin küçük bir örneği.
Hayat , gereksiz , saçma , ama...
Yaşamaya değer bir zaman parçası.
Part IX Birinci Şahıs
İzmir'e gelmem gerekti. Dostluklarımı gözden geçirmem , yeni çevre yaratmam. Eskini unutmam..Geldim de. Ancak işler gerektiği gibi yürümedi. Varolduğum her saniye damarlarım yabancı kan arıyordu. Düşüncesizliğimin bedelini yalnızlıkla ödedim. Tanımadığım insanlarla kaynaştım, eskilerini unuttum. Zor bir döneme girmek üzereyim. Yükselişin ardındaki düşüş dönemine...
İçimdeki çocuğu öldürmenin gerekeceği zaman , hızla geliyor.
Aile , dostlar , iş , okul.. Sorumlulukları bir güzel silkeleyip kendi yolculuğuma çıkacağım gün gelecek. Ruhumun bana emrettiği yasaları gerçeğe geçirmem gerekecek.Hayatımın diktatörü olmalıyım.Ancak bu şekilde varolabilirim ve olacağım.
Kaç yüz kişiyle birlikte olduğun önemli bile değil , Yalnızca bir tanesi için kalbim çarpabilir biliyorsun. Bunu gördün ve yaşadın. Tecrübelerinle onu anlaman imkansız olan bir kişi karşına çıktığı zaman sadece heyecanlanabilirsin.Yoksa yakışıklı , zeki , zevkli olması farketmez. Ancak uçan zamanın içinde seni dondurabilicek biriyle mutlu olabilirsin.
Ve kalbin çarptığında , ellerin ve ayakların önce yanmaya sonra uyuşmaya başladığında , suratına dokunmaya bile korktuğunda -kızacak diye değil , sadece o anın bitmesi korkusuyla- anlayacaksın. O, aşık olduğun kişiden de öte , merak ettiğin insandır. Ve aşk geçer , sevgi unutulur ancak bu kişiyi asla anlamayacağından dolayı , merakını asla gideremeyeceksin.
Bu ölümden bile beter bir meraktır.
Part X Hatıralar..
Anılar geri geldikçe , an yok oluyor. Hatıralar beyini doldurdukça , beyin gereksiz ve gerekli bilgilerle zaman kaybediyor. An , uçup gidiyor. Neden unuttuğumu hatırladığım anılar , neden unuttuğumu bilmediğim anılarla iç içe. Sanırım aklımı kaçımak üzereyim. Ups , yoktu zaten o öyle değil mi? O , beni terkedeli uzun zaman olmuştu. Unutmuşum..
Yalnızlık öyle bir şey ki tabi , tek bir konu beyine takıldığında , geçmiş te , gelecek te yok olup gidiyor. Geri kalan tek şey , anın içine saklanmış gözyaşları , takılabilecek maskeler , anlık göz göze gelmeler ve yalandan bir yaşam kalıyor.
Bana o yüzüğü taktığı günleri hatırlıyorum mesela , bana ihanet ettiği günleri de. Benim koruyucum olduğu , ardından arkamı yasladığım o günlerden birinde beni vurduğu.. O kıvırcık saçlı , çenesi düşük basit yaratık için. Yüzsüz insanlar , akılsız boş yuvarlak kafalı insanlar için. Ya da , beraber kılıç şaklattığım insanları hatırlıyorum. Şimdi ismimi bile hatırlamayan. Yalnızca gölgemi ruhunda taşıyan.
İyi ki hatırladım bak şimdi , bir zamanlar benim de bir gölgem vardı. Ne yazık ki ben kendimden geçtiğimde terketti beni . Geride bıraktığım insanların ruhuna kazıdı kendisini. Onu gördüğümde tanıyayım diye. Ve gerçekten de tanıdım , zeki gölge! Şimdi senin sayende , almam gereken intikamların her birini tek tek söküp çıkaracağım o insanların kalbinden. Ruhsuz , ihtişamsız , onursuz , akılsız , inançsız , sevgi bilmez insanların kalbi varsa tabi!
Kırgınım tabi , geçmişimi hatırlıyorum. Meleğimi hatırladım mesela , seni pis küçük şeytan ruhlu , güzel kokusuyla herkesi kandıran pis melek. Bir gün o parlak camın arkasından çıkartıp öldüreceğim seni. Sevmiyorum. Seni gerçekten de sevmiyorum. O kahverengi gözlerini alıp karnında açtığım kanlı küçük deliğe sokacağım. Belki hiç olmayan kalbinin yerine geçebilir bir gün. Ve o suratından hiç çıkarmadığın melek maskeni de alıp yakacağım. Çıkarttığım gözlerin karnında olduğundan , hiçbir şey göremeyeceksin tabi ki.Yazıklar olsun. O güzel beyaz kanatlarının , güzel melek tüylerinin altında kırmızı yanmış bir deri olduğunu tahmin etmeliydim ..
Giden dostlar , dost değildir , biliyorum. Peki ya yeni gelenleri de giderse? Onlara şimdiden nasıl dost diyebilirim ki? Eğer demezsem ileride onların gidip gitmeyeceklerini nasıl anlarım peki?
En iyisi bir maske daha takıp gizlice sevmek , sessizce ilerlemek arkalarından. İnsanların bana saldırmadan önce yaptıkları gibi , ancak amacı ters olarak. Belki bu sefer .. Belki bu sefer hatıralarımı kaybetmeden , anımı da kaybetmeden , güzel bir şekilde yaşayabilirim.
Part XI Doğaya Dönüş
Hayatıma döndüğüm saniyede , eski yüzler ve eski ruhlar belirdi etrafımda , hangileriyle ilgilenmek istediğimi , ben bile bilemedim. Zamanla , etrafımdaki eskimiş ve yaşlanmış kişiler kadar , benim de yaşlandığım ve eskidiğim gerçeğini görebildim. Acı verici , yalnız , gerçek. Meleğim , eskiden kalma , camların arkasındaki melek , beni hala terketmiş değil. Ve yeni duygular , artık yok. Bilinmezlik , yorgunluk , artık daha büyük bir şiddetle vuruyor sırtıma. Belki de , sırt ağrılarımızın sebebi , herşeye yeniden başlama alışkanlığımızdır. Bilemem tabi ki , nereden bilebilirim ki?
Eski dostların , eski çevrenin ve eski alışkanlıkların geri gelmesi , yeni hayat ve yeni düşüncelerle birlikte karıştığında , başın ağrımaya başlar. Çünkü eskiden yalnızca birini yaşayan beynin , iki kat hızlı çalışmak zorundadır. Bazen eğlencelidir. Ancak düşündüğün zaman , her zaman yapamadığın gibi , kendi seçimlerinin seni doğru yola soktuğunu görebilirsin . Ve Doğrularla yanlışlar yalnızca mor çizgilerden oluşmuş ikilemlerdir. Ve bildiğin gibi , ikilemler sana yasanın getirdiği doğal haklarını ve kaosun çılgınlığını emir verir. Ne , nerede, ne zaman? Tahmin edemeyeceğin gibi , algıların seni köreltir. İşte bu zamanda , ne yapacağını bilmediğin zamanda . Seni kurtaran kişi şans perindir. O ise , senin yeni dostun. Gözlerini senden alacak , saçlarını arkandan bağlayacak ve yanına çekecek. Ona inanma , çünkü o , seni , hiç bir zaman bilemeyeceğin ve hatırlayamayacağın çılgın , olaylı hayatından geçirir. Ve yolun sonuna geldiğinde kafanda keşkeler kalmışsa eğer . Bitmişsindir.
Kafam neden bu kadar karışık diye mi soruyorsun ki? Sen söyle.
Part XII Son günler
Farklı dünyaların farklı insanlarıylayım. Bilinmezliğin bilindiği bir zamanda , uzay çağı , garip düşünceler beynimi yokluyor. Sınırları geçmiş ırkımın , gereksiz düşüncelerle dolu beynimin , en ufak her türlü sırrı , yalnızca yaşamakmış öğrendim. Ancak , yaşamak nedir , henüz bir fikrim yok. Belki gidip bir nehir izlemek , bunu birileriyle paylaşmak. Paylaşamamaya ağlamak. İzleyememenin verdiği acı.Ben yalnızca ölmek istiyorsam bazen , sırları anlayamamışım öyle değil mi? Ben yalnızca nefes alıyorsam şu anda , bunun bir anlamı yok öyle değil mi?
Kendimin farkında değilim bazen , başkalarının da . Gözlerim yoruldu , göremiyor artık gizli gölgeleri. Ben , gölgeleri özlüyorum. Ayrıntıların verdiği güzellikleri özlüyorum. Karanlık , beni çekemiyor artık içine. Işığın ortasında herşeyim belli bir şekilde kalakaldım. Ancak ışık o kadar parlak ki , yine de kendimi göremiyorum. Gözlerim... acıyor.Tıpkı kalbim ve ruhum gibi. Sağlık beni terketmiş. Ben , yalnızca , hareket edebiliyorum artık.
Bir Delinin Günlüğü..
Doom through her eyes
"There is no pity though her eyes. I saw the love of doom in her heart. I saw the pain of her. I lived with it. I fell with it.I loved it.
She killed me.
What an honor to see her black heart , what an honor to see her fullfilled blood eyes , what an honor to be killed for her , what an honor to be die in love.
What an honor to be die smiling...
Live Fast , Die Young , and dont Forget about love in whole life and death.
That's my line , that's my love , that's my history .She's my only legend , philosophy of life.
She's my only angel of my heaven , She's my only Godness in death and life , She's all. I can fall for her , i fell for her. I fell for her doom , i fell for her fire , she gives me fever , i give her all my heart.
That's the doom , that's the story , that's the real love of mine.
Farewell , my godness , my love...."
Uçurum..
Uçsuz bucaksız bir dağın tepesinde , tüm ovayı gören bir uçurumun tam ucunda , boynundaki şalı , üzerindeki elbisesi , yemyeşil gözleri ile bir kadın duruyordu . Bu zarif kadının bakışları , sonsuzmuş gibi gelen dünyanın görülebilecek en uç noktasına bakıyordu.
Gecenin başlangıcı , güneşin vedası , gökyüzü kıpkırmızıydı adeta. Kadının gözyaşları , bu muhteşem manzarayı delip geçiyordu adeta , kimse o görüntüye karşı tepkisiz kalamazdı.Hıçkırmıyor , ses çıkartmıyor , gülümsemiyor ya da kötü bir surat ifadesi içinde bulunmuyordu kadın.Yalnızca ağlıyor ve uzaklara bakıyordu sessizce.
Rüzgarın uğultusu , kulaklarında çınladı . Arkasındaki adım seslerini duydu ardından , hareketsiz kaldı.
"Bayan?" diye seslendi arkasındaki adam ; "Bayan ? İyi misiniz? Buralarda napıyorsunuz? Sizi evinize bırakayım , yakında çok geç olacak , şehire nasıl döneceksiniz?"
Adam gözlerine inanamadı ancak , kelimeleri dudaklarından dökülürken , garip bir his duymaya başlamıştı kadınla ilgili . Bu bir göz oyunu muydu? Yoksa gerçekten de git gide saydamlaşarak kayıp mı oluyordu kadın?
Yerinde kalarak sessizce baktı kadının görüntüsüne , artık olmayan görüntüsüne ... Saniyeler geçti , belki dakikalar . Adam sessizce bir adım attı kadının olduğu yere. Tek kalan şeyi , şalı aldı nazikçe . Kafasını kaldırıp kadının baktığı yere baktı sanki bir şey arıyormuş gibi . Derken güneşin arkasında saklandığı bulutların arasında , bir çift göz gördü bir anda . Gözler ona kıskanç ve öfke dolu bir ifade ile bakıyordu. Ve kadını gördü bulutların arasında , bu bir çift gözün sahibi adama sarılıyordu. Bir yaş düştü adamın gözünden. Arkasında bir ses duydu o an.
"Lordum? Lordum? İyi misiniz? Bir saat önce atınız ahıra tek başına döndü." Arkasındaki adam gözlerine inanamamıştı . Lordu yavaş yavaş yok oluyordu adeta.....
Göktanrının Ölümü Frp Dünyası ...
[b]Hikaye :[/b]
Eski zamanda sümerler
bir çok yeri fethetmiş ve göktanrı inancı tüm dünyaya yayılmış. Zaman geçtikçe
teknoloji ilerlemiş ve 2010 yılına gelinmiş. İnsanlar 2012 yılında varolacak
felaketi beklemekte , korunmak için
çeşitli yöntemler denemekte. Dünyanın sonu göktanrının ölmesiyle olacak gibi
çeşitli söylentiler tüm dünyayı sarsıyor.
[b]2012 yılı felaketi
: [/b]
Göktanrı ölmeden önce
son bir harekette bulunuyor ve dünyayı kurtarmak için seçili insanları belirli
rütbelere yükseltiyor yani onlara kanat veriyor..Dünyada bulunan yeni tür
insanlar kötülüğü ve iyiliği dengede tutmakla görevli olsa da onlara hiçbirşey
söylenmiyor..
Göktanrı yaşarken
cehenlemin ve cennetin kapılarını tuttuğu için öldükten sonra kapılar açılıyor
ve dünyaya melekler ve demonlar inebiliyor. Bu kanatlandırılmış rütbeli
insanların o kapıları kapalı tutmaları gerek.
Artık dünyada tanrı
yok , şeytan yok .. Yalnızca iblis ve melek lordları ve de insanlar var. İyilik
savaşmalı çünkü kötülük her zaman daha güçlü.. İyiliği ancak sevgi
kurtarabilir.
Melek Kanatları :
Cehenlem
kapılarını kapamak ve dünyayı kötülükten korumak için görevlendirilmiş
insanlara verilen hediye , Işığın çocukları.
İblis
Kanatları :
Cennetin
kapılarını kapamak ve kötülüğü dünyaya yaymak için görevlendirilmiş insanlara
verilen kanat..(
Yarı Melek Yarı İblis
Kanatları (Sağ melek sol iblis gibi ) :
Eğer bir melek
meleklikten düşer de ani bir gecişle kötülüğe hizmet ederse tek kanadı düşer ve
yerine bir demon kanadı çıkar. Aynı şekilde eğer bir demon kanatlı bir anda
merhamet göstermek ve ışığı korumak gibi hareketler eşliğinde bir melek
kanadına sahip olur. Aynı şekilde birbirlerinin yollarında birbirlerine karşı
olan nötr seçilmişlerin de bu kanatları aldığı görülmüştür. Bu kişiler dengeyi
korumak zorundadır ve bir daha kanat değişimine uğrayamazlar eğer uğrarlarsa
ölürler.
Zerdüştiler :
Bir çok insan
şamanlığa inansa bile zerdüştlerin bu dünyadaki yeri çok önemlidir. Zaman
geçtikçe dinde ilerlemeler olmuş insanlar ateş ruhlarıyla irtibat kurmayı
öğrenmişlerdir. Bu din, adını kurucusundan alır. Bu
dine, dayandığı tek tanrı Ahura Mazdah 'a nispeten “Mazdeizm” de denir.
Tapınak Koruyucuları
:
Şamanizm büyücülükle
uzaktan alakalıdır. Büyücü tapınakları dengesizliğin dalgaları içinde yok
olmaya başlarken Göktanrı seçili büyücüleri Tapınak koruyucusu olarak
yükseltmiştir. Bu insanlar tapınaklarından çok uzaklaşamazlar ancak evrenin
neredeyse her yanına irtibat kurabilirler.
Kapıların
Koruyucuları :
Yalnızca iki kişi
kapı koruyucusu olabilir. Bir tanesi tam olarak demon diğeri ise tam olarak
angel’a dönüşür. Ancak güçleri demon ve angel’dan çok çok daha ötedir ve
oyundaki en güçlü karakterlerdir. (Co-DM karakterleri)
[b]Level Atlama : [/b]
Level atlama diye bir
olay tam olarak yok. Belirli Büyüler ve
hareketler belirli Xp’ler istiyecek. Hareketler Oyuncuların hayalgücüne bağlı
olacak.Büyüler ise elemental büyüler konusunda bu şekilde..
[b]Büyü :
Şaman Büyücüsü : [/b]
Doğa ruhlarıyla bağlantı kurarak yapacağınız bir
şey. Genelde eğitim istiyor ancak deneme yanılma yöntemiyle öğrenmek oyunculara
kalmış bir olay.
[b]Ruhlar : [/b]
Dağ Ruhları
Orman Ruhları
Su Ruhları
Bulut (gök) Ruhları
Ayın ruhu
Güneşin Ruhları
[b]Arcane Büyüleri : [/b]
Arcane büyüleri için
eğitim almak zorundasınız. Ha büyü öğrenmek isteyip istememek size kalmış tabi
ki bu oyunda sınıflar tam olarak yok. Ancak az çok büyü öğrenmek oyunculara
büyülere karşı savunma yapmalarını sağlayacaktır. Çünkü bu oyunda sınıflandırma
diye bir olay yok. Büyü yapan dövüşebiliyor da. Ama sadece büyüyle de
savaşabilir mi? Evet.
[b]Dövüşmek ve
Fiziksel olan hareketler : [/b]
Dövüşme stili ,
fiziksel olarak yapılan tüm hareketler oyuncuların hayalgücüne kalmış bir
olay.Bunun için özel bir hareket yok. Mesela Warrior’lardaki rage skill’i
yerine , “ dövüşürken yavaş yavaş kendimi kaybedip önüme gelene saldırıyorum” denilecek.
[b]Skiller : [/b]
Skillerimiz ne olacak
diyen oyuncular için şöyle bir açıklama yapıyorum. Herşeyi oyuncu keşfedecek ,
istemiyorsa eğitim alacak. Tecrübelendikçe (ki level atlamak yok söylediğim
gibi ) daha iyi dövüş hareketleri yapabilecek , daha iyi büyüler yapabilecek ve
daha güçlü ruhlarla bağlantı kurabileceksiniz.
[b]Sümerler ve
Göktanrı inancı arasındaki bağlantı : [/b]
1980 yıllarında Büyük
Sümer Krallığı Göktanrı inancına resmi geçiş yapmıştır. Laik bir devlet bile
olsa çoğu insan göktanrıya inanmaktadır.
Sümerlerin ana
şehri : Ensi (Patesi)
Kral : Lugal-kalma
(başkomutan,başyargıç ve başrahip)
Kapıların kapatılması
:
Kapıların
koruyucuları eğer yeni bir kapı koruyucusu atamadan ölürse- ki bu düşmesi
anlamına geliyor – o kapı kapanır.Eğer cehenlem kapısı cennet kapısından önce
kapatılırsa cennet kapılarının koruyucusu kendisini öldürerek Cennet kapısını
kapayacak. Dünya kurtulacak. Eğer Cennet kapısı önce kapanırsa dünya yok
olacak..
[b]Alınıcak
oyuncuların başlangıç karakterleri : [/b]
[b]1: [/b]Nano
Teknoloji Uzmanı : Bir şirkette Nano teknoloji dalında gelişmelerden sorumlu
bir bilimadamı.İyi bir insan.. (Yaşadığı yer Sümer Devletinde herhangi bir yer
)
[b]2: [/b]Gelişmiş
Bilgisayar Teknolojisi Uzmanı : Bir şirkette gelişmiş bilgisayarları daha da
geliştiren bir bilimadamı. Kötü bir insan.. (Yaşadığı yer Sümer Devletinde
herhangi bir yer )
[b]3 : [/b]Bir
mizah dergisinde çalışan bir çizer. Başarılı komik bir adam. İyi bir insan.. (Yaşadığı
yer : Şu anki haritada İstanbulun olduğu yer..Şehrin adı hala İstanbul)
[b]4 : [/b]Bir
yazar. Başarılı ancak dolandırıcı olduğu için başarılı. Kötü bir insan.. (Yaşadığı
yer : Şu anki haritada İstanbulun olduğu yer..Şehrin adı hala İstanbul)
[b]5 : [/b]Bir
barın sahibi. Çevresi onun hakkında iyi düşünse de kimse güvenmez. İyi bir adam
olmasına ramen kötü davranışları vardır. Uç noktalarda yaşamaktan hoşlanır.
Kendine göre bir adaleti vardır.İyi kalpli olmasına rağmen birine kızdığında
veya bir konuda kararlıysa kimse onu engelleyemez... (Yaşadığı yer Sümer
Devletinde herhangi bir yer )
[b]6 : [/b]Bir At
çiftliğinin bakıcısı ve öğretmeni : Çevresi onun hakkında iyi düşünse de kimse
güvenmez. İyi bir adam olmasına ramen kötü davranışları vardır. Uç noktalarda
yaşamaktan hoşlanır. Kendine göre bir adaleti vardır.İyi kalpli olmasına rağmen
birine kızdığında veya bir konuda kararlıysa kimse onu engelleyemez... (Yaşadığı
yer Sümer Devletinde herhangi bir yer )
[b]7 : [/b]Bir
tapınakta eğitim gören bir Zerdüşt. Orjinal Avesta’nın saklandığı bölümünde
eğitim gören çok güvenilir ve iyi bir insan. (Yaşadığı yer : Nuam devletinin
başkenti Nuama Şehrinde yaşıyor.)
[b]8 : [/b] 7
numaralı karakterle aynı yerde uzun süredir eğitim gören ancak güvenilir
olmadığından Avesta’nın olduğu odaya güvenilir bulunmadığından giremeyen öğrenci.
Eğitimini tamamlayamamasının sebebi öğrendiği öğretileri kendisi için
kullanmaya çalışması.
[b]9 – 10 : [/b]
Sümer Devletinin başkenti olan Ensi’de baştapınak ‘ın Baş Şamanları . Biri
Kadın Diğeri Erkektir.
[b]11 : [/b] Bu
karakteri oynayacak oyuncu belirleyecek...(Beagrama ve Amerika dışında herhangi
bir yer..)(Şamanlığa veya Mazdaizm’e – Zerdüştilik – inanacak)
Zar Sistemi :
Büyüler : 1d20 ..
Arcane Büyüler :
Eğitimlerini
verince(Marry olarak ben vericem. )belli olacak. Belli olduktan sonra ben her
büyüye 1 ila 20 arası bir seviye vereceğim.
Diyelim ki karakterin
büyü kapasitesi 10 (ki 7den başlayacak hepsi) . 10 üzeri bir zar geldiğinde başaramayacaklar
ya da istemedikleri bir büyü olacak. Zar ne kadar 10’a yakında istemedikleri
bişi , ne kadar yüksekse olmaması durumu olacak. 10’un altında ise olacak ancak
o kadar güçlü olmayacak.
Ruhlarla ilgili
Büyüler :
Zerdüştilikte de
Şamanlıkta da Ruhları çağırmakla ilgili büyüler olacak. Sayılarına göre aşağıda
açıklaması var. Aynı şekilde bir xxx ruhu çağırıyorum dediğinde seviyesi
uygunsa çağırabileceği ruhlar.
Dağ Ruhları :
Ruh yok : 1
Emos : 2 Normal bir
dağ ruhu
Laima : 3 Normal bir
dağ ruhu
Albend : 4 Normal bir
dağ ruhu
Menaksa : 5 Normal
bir dağ ruhu
Elson : 6 Normal bir
dağ ruhu
Dokra : 7 Normal bir
dağ ruhu
Zuh : 8 Normal bir
dağ ruhu
Melros :9 Normal bir
dağ ruhu
Eia : 10 Normal bir
dağ ruhu
Xhenilan : 11 Normal
bir dağ ruhu
Bohrasen : 12 Normal
bir dağ ruhu
Julia : 13 Normal bir
dağ ruhu
Horas : 14 Normal bir
dağ ruhu
Horsh : 15 Dağlardaki
hayvanların efendisi
Pali : 16 Dağların
Koruyucusu
Horsed : 17 Dağların
iç bölgelerinin – maden olsun boşluk olsun – efendisi
Abonn : 18 Dağ ormanlarının efendisi
Rosea : 19 Yüksek Dağların efendisi
Herb : 20 Tüm
dağların efendisi
Orman Ruhları
Elriu : 2 Normal bir
Orman Ruhu
Harika : 3 Normal bir
Orman Ruhu
Yashun : 4 Normal bir
Orman Ruhu
Veronicha :5 Normal
bir Orman Ruhu
Doxhan : 6 Normal bir
Orman Ruhu
Buris : 7 Normal bir
Orman Ruhu
Zegna : 8 Normal bir Orman
Ruhu
Biala : 9 Normal bir Orman Ruhu
Eman : 10 Normal bir
Orman Ruhu
Douglas : 11 Normal
bir Orman Ruhu
Timsi : 12 Normal bir
Orman Ruhu
Tial : 13 Normal bir
Orman Ruhu
Jheann : 14 Normal
bir Orman Ruhu
Nestra : 15 insanlar
yokken varolmuş bir orman krallığın iki koruyucusundan biri
Boshh : 16 insanlar
yokken varolmuş bir orman krallığın iki koruyucusundan biri
Riu
: 17 Eriu’nun abisi
Neolderen : 18
insanlar yokken varolmuş bir orman krallığının veziri
Eriu : 19 Daha
insanlar yokken varolmuş bir orman krallığının ölü kraliçe ruhu
Eriu + Neolderen : 20
Tüm ormanların iki yöneticisi
Friendship of Blah Blah Part 1 : Tanışma..
Bu yazı oynanan bir frp'nin hikayeleştirilmesidir...
Bölüm 1 : Tanışma.
Soğuk bir kış günü , ağaçlar çıplak ve rüzgar yaşayan her canlıyı dondururken ormanın içinde bir yerde başlıyor hikayemiz. Dawzin adlı bir büyücü atının üstünde kaybolmuş bir biçimde kalacak bir yer arıyor ve kendi kendine homurdanıyordu kafasının içinde. Sırtında bir sırt çantası , içinde ıslanmış kitaplar , belinde bir bıçak ve çantasına bağlı bir asa.Rüzgar onu dondururken atının şaha kalkmasıyla yere düşmüştü.Bu hayatının dönüm noktalarından biriydi.
"Neler oluyor" diye düşünürken Hafif şişman kaslı uzun boylu bir insan çıktı karşısına. Dawzin önünde yuvarlanan ve "rough bum yardım" diye çığlık atan barbara baktı. Bir barbar olduğu ne kadar da belliydi böyle. Konuşamıyordu bile , sırtında iki tane balta çantasına beceriksizce bağlanmış ve kıyafetleri yırtık yırtıktı. Dawzin hemen yanına koştu ve onu ayağa kaldırmaya çalıştı.
- İyi misin?
- Rough Rough..
- Rough? İyi misin diyorum
- E.. Evveat.
Dawzin garip garip baktı önünde duran kocaman insana. Belki o hanın yerini biliyordu.. "Beni hana götürebilir misin ?" diye sordu barbara. Barbar zıplayarak başını salladığında bu sanırım evet anlamına geliyor diye düşündü ve atının ipinden yakaladı. Atına bindi ve hala zıplamaya devam eden barbara baktı. "Atın yok mu?" diye sordu Dawzin. Hemen soruyu değiştirdi. "Adın ne?" Barbar önce şaşırdı. İki soruyu birden düşünmesi zaman alıyordu.. "ROUGH" diye böğürdü bağırarak. Sonra yola dönüp yürümeye başladı. Sürekli dönerek Dawzin'e bakıyordu. Onu hana götürmeye çalışıyordu. Sessiz ve soğuk yolların ardından sıcak bir hana vardılar. Burası garip , temizlenmeye çalışılmış ancak pis kalmış sempatik küçük bir handı.Dawzin hancıya gidip nerede olduklarını sorduğunda "Laureken şehrinin doğusunda ormanın kıyısındayız" cevabını almıştı Dawzin. Han boştu. Hancı bir tür arpa garip bir büyü yapmıştı ve arptan sakin güzel bir müzik geliyordu. Dawzinle Rough oturup yemek yemeye başladılar. Dawzin konuşmaya çekiniyordu. Ne diyebilirdi ki? Karşısında konuşmayı bile beceremeyen bir tip vardı. Ancak çok iyi kalpli görünüyordu. Kapının açılma sesiyle değil rüzgarın içeri dolma hissiyle farketti kapının açıldığını Dawzin. Dönüp baktığında uzun kırmızı-siyah saçlara sahip siyah elbiseli , Belinde iki hançer asılı ve sırtında deri çanta olan bir kadın girdi içeri. Hancının yanına gitti."Nasılsın eski dostum" dedi gülümseyerek. Kadının burnu ve yanakları soğuktan kıpkırmızı kesilmiş ve yarı uzun kulaklarıda bir parça kumaşla kapatılmıştı. Üzerindeki montumsu hırkayı çıkartıp sadece elbisesiyle kaldı. Hancı ağzı kulaklarında bir biçimde bakarak " Arendaa.. Eski dostum. Seni buralarda görmeyeli uzun zaman oldu!" diye bağırdı Kadına.. " Ne istersin?" dedi hemen barının arkasına geçip. Arenda gülümseyerek " Teşekkür ederim içecek için iksirleri tercih ediyorum ama bana güzel kızarmış et ve yanında biraz sebze verebilirsin" dedi. Dawzinle Rough merakla bu handaki hareketlenmeyi izliyordu. Arenda onlara bakan ikiliye bakarak gülümsedi ve hemen gidip yanlarına oturdu.. Rough hemen heycanlanıp " ROUGH ROUGH" diye bağırsa da Dawzin garip garip Arendaya bakmayı sürdürüyordu. O kimdi ve masalarında ne işi vardı? Birden bire yalnızlığını bozup yanına tünemiş bu insan barbarı ve yarı elf kadını da kimdi? Rough muhtemelen iyiydi - ki zekasından bunun tersi olması imkansıza yakındı - ancak Arenda gayet tehlikeli birine benziyordu. Düşüncelerini " Merhaba ben Arenda . " Cümlesi bozdu aniden . Kadın elini uzatmış gülümsüyordu Dawzin'e. Dawzin de " ee.. öö. Ben de Dawzin. Ailenin sevimli büyücüsü" diyerek karşılık verdi. Arenda sırıttı ve hancının önüne koyduğu tabağa yumuldu aniden. Ağzı doluyken konuşmaya çalıştı. " eAeaheahaegae???" Dawzin anlamadı ve sırıttı. Arenda " Yani diyorum ki buralara çok gelir misiniz?" Dawzin yemeğini yutarak cevap verdi. " Aslında ben kayboldum ve Rough la karşılaştım. Ondan beni bir hana götürmesini istedim ve o da beni buraya getirdi. Aslında Quithhayran ormanının batısındaki sahilde ufak bir köyden büyü bilgimi genişletmek için yola çıktım . Nuahm şehrinde büyük bir büyücüden eğitim aldım ve yıllar sonra evime dönüyordum ancak yolumu kaybettim. Arenda gülümsedi. " Anlıyorum ya sen Rough?" Roughtan gelen cevap tanıdıktı. " Rough Rough Eveaat".. Arenda Dawzin'e bakıp sırıttı. Dawzin Arendaya manalı manalı baktı bir. Arenda önce anlamasa da .." Ha ben.. Ben gezginim. Hmm.. Nerede işime gelen bir şeyler oluyor orada kalıyorum. Şu an da öylesine dolanıyordum buralarda" dedi yemeğiyle oynayarak. Sonra herkes sessiz sessiz yemeğine gömüldü. Handa olan tek ses Rough'un şapırtıları ve arp'ın müziğiydi. Hancı mutfağına gitmişti. Gece orada kaldılar..
Bekleyiş
Aslında uzun zamandır oturup düşünüyorum seni. Evet oturup ta
düşünüyorum. Çünkü alkol gibisin.Sahroş ediveriyorsun adamı. Seni
düşünüyorken ayakta durmak sandığından daha zor sanırım. Evet .. Oturup
seni düşünüyorum herşeyi boşverip. Hiç bitmeyecek bir rüya gibi
geliyorsun bana bazen. Diğer kalan zamanlarda ise kabustan başka bir
şey olmuyorsun.
Gerçekten uzaktasın hem kafadan hem fiziksel , bu
uzaklık mı öldürdü beni? Yani bizi demek istiyorum.. Hem ne farkeder ki
sensiz ölü gibiyim zaten. Yani ben = biz diyebilirim rahat rahat.
Eskiden bir bilge bana sevginin ne olduğunu anlatmıştı. Aslında ne
söylediğinin kendisinin de farkında olduğunu sanmıyorum . Yaşlı bunak
moruklar sevgiden ne anlar? Evet.. Ondan alıntı yaparak ona küfredecek
kadar da yüzsüzüm.. Bana demişti ki "bir kişi başka birini sevdiğinde
onunla ruhunun bir bölümünü paylaşır." Acaba içimdeki boşluk sende mi?
Senin ruhuna mı karıştı o parça. Eksikliğini fazla hissediyorum
kahretsin. Aslında istediğim parçam da değil biliyor musun? Sadece sen
gel ve o boşluğu kapa ne kadar isterdim.. Ama gelmezsin sanırım. Bir
daha gelmezsin. Sadece hayali bile beklemeye değer sanki? Özledim ben ,
farkındasın değil mi?
Bazen güzel bir müzik duyuyorum , belki kafamın içinde belki de odanın
içinde. Ama sonuç olarak ; beni alıp götüren bu müzik .. Neden beni
alıp sana götürüyor bunu anlayamıyorum? Yine geliyorum bastırdığım ,
bastırmaya çalıştığım , korktuğum bu duyguların tam ortasına .. Sonra
bir bakıyorum ki saatler geçmiş , aynı parça tekrar tekrar çalmış.
Gözlerim acıyor, başım ağrıyor. Saatlerce ağlamışım öylece durarak.
Hadi diyorum , sil gözyaşlarını .. Eninde sonunda dönecek.
Bazen merak ediyorum gerçekten , seni beklediğimin farkında olup
olmadığını merak ediyorum. Ruhunun karanlığında mı kayboldu ruhumun o
parçası , sevgini sonsuz hiçlikte kayıp mı ettin? Bu beni umutsuzluğa
götürüyor ama daha sonra hatırlıyorum. Beni sevdiğini söylediğin günü ,
çok büyük bir karanlıkta kayıp etmiş bile olsan sonuç olarak var o
sevgi diyorum kendi kendime. Eninde sonunda yüzeye çıkaracaktır
kendisini. Bir umutsuzluk daha kaplıyor beynimi bir an.. " Ne zaman?"
Bu günlerde çok yalnız hissediyorum kendimi. Sığınabildiğim kaç kişi
var ki? Omzuna kafamı dayayıp ağlayabildiğim kaç kişi var şu an
etrafımda? Bir kaç çift göz bakıyor bana biliyorum ama , senin kayıp
gözlerinin yerini hangi gözler tutabilir ki? Sonra o cümleler geliyor
aklıma.. " Boşluk doldu sanırsınız. oysa o boşluğu dolduran
eksilmenizdir" Birden daha da yalnız hissediyorum kendimi. Zaten kimse
yokken , kendimin de yok olacağı korkusu beynimde sallantılara yol
açıyor. Sonra bakıyorum. Yine saatler geçmiş , aynı melodi çalıyor
kafamın içinde.. Gözler şiş, gözyaşları kayıp bir halde..Mırıldanarak
geri dönüyorum hayatıma.. Hala .. Hala bekliyorum farkında mısın?
Kendimi Yerken..
Merhaba. Uzun zamandır beni izlediğinizin farkına vardım demin.
Ellerimdeki yaralara bakıyordunuz. Muhtemelen sweat-shirt 'ümün
kollarının altındaki izleri görmek için de can atıyordunuz öyle değil
mi? Çekinmeyin lütfen.. Şu an bu odada bizim , ikimizin dışında kimse
yok. Lütfen açık açık konuşun. Gözlerime rahat rahat bakabiliyorsun..
Korkuyor musun?
Merhaba.. Evet yaralarına bakıyordum. Onları kendin mi
yapıyorsun? Gözlerine bakmak sorun değil tek sorun gözlerinin içini
görebilmek yoksa niye korkayım ki? Duvarlardaki resimleri sen mi
çizdin? Hepsi aynı renk.. Hmm.. İlginç..
Odada karşılıklı iki iskemlede oturan bir beyefendi ve bir sürtük.
Takım elbisesi , iskemlenin yanında çantası ve düzgünce bağlanmış
kravatıyla karşısında elinde kelepçeleri , yüzünde kandan yapılmış
akmış ve kurumuş maskesi , yara izleriyle iki kişi..
Odanın duvarlarından birine bitiştirilmiş bir yatak, odada belli mesafe
yürümesini sağlayacak zincirler, bir adet masa. Hatunun sonsuza dek
evinden manzaralar..
Hikayemi mi öğrenmek istiyorsun ? Neden burada olduğumu öğrenmek mi
istiyorsun? Ya da her seferinde bu kadar kan ve et kaybettiğim halde
neden hala ölmediğimi?
Anlaşıyoruz sanırım.. Kısaca..
O zaman anlatacağım..Şu elimdeki yaraları gördüğünü varsayıyorum.
Bunlardan hiçbiri ölümcül değil , bunlardan hiçbiri beni yok edebilecek
güçte yaralar değil. Bileklerimdekiler , asla beni öldürebilecek kadar
derin olmadılar . Ve kollarımdan, bacaklarımdan kopardığım her et
parçası benim yalnızca ruhumla aynı boyutta olmamı sağlıyor. Asla beni
öldürmezler . Asla beni yok etmezler..
Aşkın ne demek olduğunu bilir misin? Sonsuzluk duygusunun şeytanı kendi
alevinde yakması , buzların içinde dans eden kara alevin büyüsünü bilir
misin? Senin için en kutsal olan varlık nefretinin yarattığı bir
yumurtadan yeni doğmuş gibidir ve ona öylesine bağlanırsın ki.. Sanki
kendi yarattığı yavrusunu saran anne gibi korumak sevmek istersin ve
bir o kadar sadistçe duygular nefretini sağlamlaştırır . Acı yumurtası
içinde senin bebeğin olmuştur artık. Küfredersin. Kulaklarına
küfredersin fısıldayarak ve ağzından çıkan kelimeler yalnızca şefkatin
aşk sözcükleridir. O asla canını senin yaktığını anlamaz yalnızca seni
kendisi için yanan , onu karanlıktan kurtaran alev sanar seni. Aşk onu
da sarmıştır. Senin duyduğun aşkın acısını o çekecektir ve sen onu
kendinden koruyamadığın için asıl acıyı tadacaksındır.
Zaman geçer .. Aşk onun boynunu öpmesi gibidir , boynunu öperken ısırır
hafif hafif. beynini kaplayan nefret duygusu aslında aşktır .
İkinizinde gözleri kör olmuş bir halde istersiniz birbirinizi sonunuz
birbirinizi s.kmek olur sadece.. Ne kadar zaman geçerse geçsin o senin
bebeğin , sen de onun aşkı olursun.. Sonra zaman geçtiği anda
farkedersin. Senin onu sardığın nefret yavaş yavaş onu ele geçirmiş,
yok etmiştir. Ve sadece alışkanlıktan havayı öpüyorsundur o anda. Ona
armağan ettiğin ruhunun kendi nefretin içinde yok olduğunu anladığında
işte o an uyanırsın bu kabustan. İnan bana.. Kabuslar gerçek hayattan
güzeldir.
Kaybettiğin ruhunun yerini almış nefret , kaybettiğin aşkının yerini
almış nefret yok etmiştir sizi. Geriye kalan şey, yalnızca beden ve
anılardır. Ve anıların yok oluş tarihi ölüm gününe eşittir.Kendini
küçültmek istersin , acıların kafandaki düşünceleri yok edecektir
bilirsin. Kendini parçalamak hem bedenini küçültecek hem de sana yeni
dostun acıyı verecektir. Aşk , acıdan başka hiçbirşey değildir. Ve
sonra farkedersin ki , nefretin barındığı et parçasındaki anıları
kaybetmemek için hayatta kalman gereklidir. İşte o zaman karabasanlar
gerçek olur. Karanlık kaplar gözlerinin içini.İşte bu , aşkın ve
saplantının kaçınılmaz sonu. Geriye hiçbirşey kalmamıştır artık.Ölüm
günü belirlenir. Anılar yok olur..
Bir kaç saat sonra..
Oda da iki boş iskemle , bir yatak ve bir masa.Duvara kendini
sabitleyerek öldürmüş bir sürtüğün cesedi , açık bırakılmış bir kapı ,
ve yok olmuş anılar...